Fikir Atölye’sini düzenli aralıklarla takip eden biri olarak, bu blogun yazarı Tunç Kılınç‘ın hakkında açtığı sayfayı, hiç ziyaret etmediğimi farkettim dün akşam. Sayfayı açtım, okudum ve alacağımı alıp çıktım.
Yazının içinde Kjell Nordstrom ve Jonas Ridderstrale‘ın süper bir sözü vardı. Bunu sizlerle de paylaşmak istedim. (Yorumsuz bırakıyorum!)
“Günümüz toplumu, benzer eğitim almış benzer çalışanların; benzer fikirlerle benzer ürünleri, benzer kalite, benzer fiyat ve benzer yöntemlerle sattıkları benzer firmalarla dolu.”
Matrix filminde Ajan Smith’in Neo’ya “Yaşayan her canlı bulunduğu ortama ayak uydurur. Sadece insanoğlu bulunduğu ortamı kendine uydurur.” dediğini hatırlayanlarınız vardır. Doğada yaşayan yabani hayvanları bile evcilleştirip, kendi çıkarları için kullanabilen bir topluluğun mensupları olarak, bugün büyük bir kısmımızın yapmaktan zevk aldığı dedikodu konusunun faydalarını bir işletmeci gözüyle irdeleyeceğim.
Herkesin hem fikir olduğu bir konu var, dedikodu kötüdür. Evet, ama kimin için?
Özellikle reklam sektöründe olumlu dedikodunun yerini hiçbir şey dolduramaz. Gazete, dergi ve televizyonlarda gördüğünüz sıradan reklamları yarın unutursunuz. Oysa iyi reklam bir kişiyi etkiledimi, oda dedikodu yoluyla on kişiyi, o on kişi onar kişiyi, o onar kişide onar kişiyi etkiler. Bu yüzden reklamlarda referans (Cem Yılmaz) ve fikir liderleri (Uğur Dündar) oynatılır. Çünkü hayatta sadece bir arkadaşınızın “Cem Yılmaz’ın reklam filmini izledin mi?” veya “Dün Uğur Dündar’ı kafasında galoşla gördüm” cümleleri, size dizi aralarında reklamları izlettirebilir.
Dedikodu sadece reklam sektöründe kullanılmaz. Diğer sektörlerde dedikodunun nimetlerinden faydalanmak için farklı yollara başvurulur. Bunlardan biri de çalışanlara öğle yemeklerini iş yerinde vermektir. İş yeri dışında yenen yemeklerde insanlar pek yaptıkları işlerden bahsetmezler. Oysa yemek işyerinde yeniyorsa, çalışanlar farkında olmadan yaptıkları işler hakkında konuşurlar. Böylece beden olarak olmasada, fikir olarak çalışmaya devam ederler. Sanırım bu her patronun isteyeceği birşeydir.
Türkiye’de patronlara göre çalışanın tek yapması gereken kendisine verilen iş. Çalışan düşünmesin, çalışan konuşmasın, sadece işini yapsın.
Peki bu ne kadar doğru, üniversitedeki hocalarımızın modern işletmelerle ilgili söyledikleri bir şey var,”Herşey bir fikirle başlar”. Konuyu örneklerle
biraz açmak gerekirse Japon firmalarında fikir kutuları denen kutular vardır. Bu kutulara her kademeden çalışan, düzenli olarak her hafta çalıştığı departmanın daha verimli hale nasıl getirilebileceği hakkında fikirlerini atar.Üst kademedeki yöneticiler bu kutuları kontrol eder, fikirleri değerlendirir ve iyi fikirleri uygulamaya alırlar.Sonrasındaysa fikir sahibi çalışanı ödüllendirirler.Bizde şöyle bizde böyle demeye gerek yok, bir örnek daha verip konuya noktayı koyacağım.
Google ve IBM çalışanlarını haftanın bir günü serbest bırakır ve onlardan inandıkları bir fikir üzerinde çalışmalarını isterler.Peki sizce bu işyerinde verimi arttırır mı? Bence evet, çalışan yaptığı işte bir aidiyet hisseder.Kendine değer verildiğini bilir ve işinde daha istekli olur. Peki bu yolla firmanın başka ne kazançları olur. İşte Google’nin kazançlarından bir kaçı Orkut, Google Adsense.Konu üzerinde daha fazla konuşmaya gerek yok sanırım, yaptığınız işte başarılar…